POLİTİKA 

DEDİKODU SİYASETİ – 1 / SEÇİMLERİN ARDINDAN

Değerli dostlarım, dedikodu siyaseti medyadan sürekli aktarılan bilgiler değildir. Bir kez konuşulur ya da yazılır, daha sonra gerçeklik algısı yaratılıncaya kadar çok farklı yerlerde kulaktan kulağa anlatılan bir yöntemdir. Farklı yerlerde farklı insanlarca söylenmesi gerçeklik algısını güçlendirir. Bu amaçla hepimizin tanık olduğu dedikodu tarzı negatif propagandalarla ilgili bazı hatırlatmalarla dikkat çektiğim yazı dizisini sizlere sunmayı hedefledim.

Kim tarafından nasıl yayıldığı belli olmayan, herkesçe tekrar edilen ve daha çok yalana dayalı kasıtlı söylemlerle rakibini gözden düşürmek amacıyla yayılmaktadır. Bazen de bir tarafın gücünü gerçek dışı büyütmek için yapılır.

Bu dedikodulardan bazıları bir stratejik akıl mıdır yoksa seçmen kitlesi tarafından seçim tercihini haklı çıkarmak için mi uydurulmaktadır, bilinmez.

Soğuk Savaş Dönemi’nde ülkemizde çok sık tekrarlanan, bütün antikomünistler tarafından yayılan SSCB’de herkesin KGB tarafından takip edildiği ve rejim karşıtlarının gizlice yok edildiği dedikodusu bir dehşet algısı yaratmıştı. Ülkedeki yokluk kuyrukları, herkesin Batı ülkelerine kaçmak istediği, “Demir Perde” deyimi ile yaratılan hapishane algısı vs. bunlar ABD’nin stratejik propaganda yöntemiydi. Sol demek komünizm demekti, MHP’ye göre CHP de komünistti. Komünizm ise çok kötü bir şeydi. Öyle kötü bir yönetimdi ki işsiz, güçsüz, açlık ve sefalet içindeki insanlar bile komünizm gelecek korkusu içerisinde faşizme razı edilmişti.

14-28 Mayıs 2023 Seçimleri öncesi ve sonrası her konuşanın küçümsediği siyasetçiydi Kılıçdaroğlu, nedeni sorulduğunda mantıklı şeyler söylenmiyordu. Bu yazımın amacı Kılıçdaroğlu’nu savunmak, onu destekleyici şeyler yazmak değil, sadece algı yönetilerek elde edilmiş sonuçları vurgulamak.

CHP ve solun olumsuz dedikodulardan bu kadar çok etkilenmesi, duygusal bir seçmen kitlesine sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Laikliğe vurgu yapılırken bu tutumunun eleştirildiği bugün akıllardan çıktı. Toplumda ve medyada “Siyasal İslamcıların ve dindarların bir kısmının da oyuna ihtiyaç var” dendi, “Aksi halde iktidar olamayız” dendi. Nitekim o gelenekten gelen “Gelecek”, “Deva” ve “Saadet” gibi partileri müttefik cepheye çekip AKP içinden de bu hassasiyeti olan seçmeni tavlama çabası içine girildi. Laiklik vurgusu yapıldığı dönemlerde TV’lerde boy gösteren aydın diye bilinen, entelektüel diye bilinen insanlara göre yenilginin sebebi buydu. “Siz karşıdan seçmen çalmadığınız sürece seçim kazanamazsınız” deniyordu. 2018 seçimleri sonrası için dendi ki: “Laiklik halkın karnını doyurmuyor, halk cüzdanındaki paraya bakıyor.” Buna vurgu yapılmalıydı. Halkın yoksulluğuna vurgu yapılması gerekirdi, bu yüzden seçim kaybedildi.

Bu seçimlerde bu kez laiklik vurgusu yapılmadı, yoksulluk ve hayat pahalılığı vurgusu yapıldı. Bu kez de “Millet İttifakı ekonomiden anlamaz” dendi, “Onlar bir kaşık aşım ağrısız başım diye düşünür” dendi. Herkes boş tencerenin iktidarı götüreceğini düşünürken ne oldu? Bu kez önemli olan güvenlikti, bu seçimde en büyük kıstas buydu. Anlayacağınız, medyada boy gösteren sözüm ona bilimsel değerlendirmeler yaptığını söyleyen insanlar gerçekçi bir analiz yapamamışlar.

Şimdi de en fazla gerekçe olarak laikliğin savunulmadığı söyleniyor. 2018’de savunmayla çok fazla zaman kaybetmemek gerektiği eleştirisi yapılıyordu. Savunma yapmak AKP’nin tuzağına düşmekti, oltaya takılıp yem olmak demekti, AKP’nin kuyruğuna takılmak demekti. Şimdi savunma yapılmadığı için eleştiriliyor. Lütfen, dünden bugüne olup bitenleri bir hatırlamaya çalışın. Ben gündemi yıllarca takip ettim, bunlar hatırladıklarım. Düşünür diye ekranlara çıkan insanların sadece kendilerini medyada parlatmak amacı taşıdığını düşünüyorum. “Seçmen güvenlik kaygısıyla iktidara destek verdi” deniyor. “Kılıçdaroğlu bu konuda zayıf kaldı” deniyor.

Burada bir ara not koymak istiyorum. CHP’ye oy veren seçmen kitlesinde on yıllarca takip ettiğim şu özelliği vurgulamak istiyorum.

Ne zaman bir CHP’li ile konuşsam artık otomatik beklenti içine girdiğimi fark ettim. Çoğu CHP seçmeni konuşurken “Bu CHP’den bir şey olmaz”, “Çok beceriksiz insanlar”, “Yine doldurmuşlar içine bir sürü işe yaramaz insanı”, “Bu gidişle CHP asla iktidar olamaz” derler. Gider sonunda CHP’ye oy verirler. Bu yazıyı bu kitlenin neden böyle davrandığını vurgulamak için yazdım aslında. Bu psikolojinin nereye dayandığını çok merak etmişimdir. Ecevit’in başta olduğu yıllarda bile bu seçmen kitlesi aynı şeyleri söylüyordu, şimdi de söylüyor, hiç değişmeyen bir algı. Genel başkanlar değişiyor, kadrolar değişiyor, milletvekilleri değişiyor ama algı hiç değişmiyor. Ecevit, DSP’yi kurduğunda DSP’ye oy veren seçmen kitlesi DSP için bunu söylemedi, yine CHP için söyledi bunları. Şimdi Kılıçdaroğlu başta, CHP seçmeni yine aynı, partisini yerden yere vuruyor.

Siz kendinizi sürekli olumsuz yargılayan biri iseniz başkası ne yaptığınıza bakmaksızın sizi olumsuz yargılar ve seçimini başkasından yana kullanır.

Bu nottan sonra konumuza devam edelim.

Ne yaparsanız yapın, rakibi korkulu rüyanız olarak algıladığınız sürece onu büyütmüş olursunuz, nitekim büyüdü ve büyüdü, “dev adam” oldu çıktı, “stratejik zekâ” oldu çıktı, “yenilmez” oldu çıktı, “karizmatik lider” oldu çıktı, “pragmatik” oldu çıktı, bu propagandayı üstelik laik, cumhuriyetçi, Atatürkçü medya yaptı. Seçmenin korkulu rüyası haline getirildi. Ak taraftarlarda ise güçlü olma algısı alabildiğine güçlendi, kendi yaşamlarını bile sabote etme pahasına güçlü olan sanki kendileriymiş gibi o gücün arkasında kenetlendi. “Aman incinmesin, seçme haklarına saygı duyalım” gibi büyüklük gösterileri yapanlar kaybetti. Elbette onlara saldırıp şiddet uygulamayacaksın ama bir yangında yangına benzin dökenlere hoşgörüyle bakmazsınız oysa. 

CHP halen tek parti dönemindeki hatalardan bahseden (aslında neden bahsettiklerini bile bilmeyen) şarlatanların karşısında öz eleştiri hastası CHP’liler boynu bükük duruyor. Oysa şeriat naraları atan insanlar başı dik gururla dolaşıyor. Şimdi yeni bir akım, hiç ummadığım insanlar gerçek İslam şeriatının tek kurtuluş olduğunu söyleyen tipler var. Ben “Gerçeğini aradın mı? Var mı böyle bir şey? Her şey ortada, şeriatla yönetilip mutlu bir ülke var mı?” diye sorduğumda; sen istersen olur diyor. Yani gerçek şeriatın insanı mutlu huzurlu yapacak tek düzen olduğunu ama örneklerinin sahte olduğunu söylüyor ve bu insanlar bunu savunmaktan utanmazken sen CHP’nin tek parti döneminden utanma aymazlığını yaşıyorsun hâlâ.

(DEVAM EDECEK.)

Bu yazıya yorum yapamıyorsanızlütfen Facebook hesabınıza giriş yapınız
Paylaş:

Benzer yazılar